 |
Türkiye komünist hareketi yaklaşık 25 yıldır Türkiye devriminin asgari ve azami hedeflerini ortaya koyan ve mücadelenin damıtılarak yazılı hale getirilmesini sağlayan çeşitli dönemlerde program çalışmaları yaptı. Elbette proletaryanın açık ve nihai amaçlarını ortaya koyan ve uzun bir savaşımın pratiğinde denenerek ortaya çıkan gerçeklerin yazılı hale getirilmiş olan "Ne için mücadele yürütüyoruz", "Neyi amaçlıyoruz" başlığıyla proletarya ve emekçi yığınların kurtuluş yolunu gösteren dağınık devrimci güçlere üzerinde birleşip gelecek için daha bir kararlılıkla savaşacakları İbrahim Kaypakkaya'nın temelini attığı ve komünistlerin bin bir zorlu savaşım hatalarından, eksikliklerinden arındırarak bugünlere taşıdıkları Komünist Parti - İnşa Örgütü'nün programını tarihi bir belge niteliği taşıdığını düşünerek yayınlamayı devrimci bir görev bildik. Elbette bu program daha da geliştirilip, derinleştirmeye muhtaç yanlar taşımaktadır. İnanıyoruz ki sınıflar savaşımı bu eksiklikleri, yeniden yenilenmesi gereken yanları ortaya çıkaracak ve komünistler bu gerçekler ışığında mücadelelerine yön veren programlarını gözden geçirmekten geri kalmayacaklardır. |
Lenin'den program üzerine: “…Elbette bir açıklamada olmadan, her işçi programda söylenenlerin hepsini anlamayacaktır. Marks ve Engels tarafından tamamlanan sosyal demokrasinin (komünistler) doktrinini yaratmak için birçok büyük sosyalist çalışmıştır; bütün ülkelerin işçileri, bizim yararlanmak istediğimiz tecrübeyi elde etmek için büyük mücadeleden geçmişlerdir. Bu yüzden işçiler, programın, onların mücadele sancağının her kelimesini anlamak için sosyal-demokrasinin öğretisini öğretmek zorundadırlar. Ve işçiler, sosyal-demokrat programı özel bir kolaylıkla anlıyorlar ve öğreniyorlar, çünkü o program, her düşünen işçinin gördükleri ve kazandıkları tecrübelerden söz ediyor. Programın ilk aşamasındaki “güçlük”ten korkup yılmasın. Her işçi daha fazla okudukça ve düşündükçe, mücadelede o kadar fazla tecrübe kazanacak, programı o kadar daha tam anlayacaktır.” (Kır Yoksullarına V. İ. Lenin, s.95)
"Program bir partinin elde etmek için uğrunda savaştığı her şeyi, açık, seçik ve kısa olarak ifade eden bir bildiridir. Sosyal-demokrat, parti bütün halkın bilmesi için açık ve kesin bir programı dile getiren bir partidir. Bütün emekçi halkı, burjuvazinin boyunduruğundan kurtarmak için savaşmayı gerçekten isteyen ve bu savaşın nasıl sürdürüleceğini doğru olarak anlayanlar böyle bir program hazırlamıştır." (Kır Yoksulları, Lenin, s.52)
"Yalnızca,devrimci bir siyasi programa sahip olan parti; adayların dönüşümlerinde çizgisine sıkı sıkıya bağlı kalma, devrimciler arasındaki bağı güçlendirmeyi ve kitleyi devrime çekmeyi başarabilir. (Partiye Karşı Tasfiyeciler, Lenin)
"Bir program olmaksızın parti; her dönüm noktasında çizgisini cesaretle muhafaza edecek güce her fırsatta sahip, az çok bütünlük kazanmış bir siyasi bünye olarak mevcut olamaz." (Seçim Kampanyası ve Seçim Platformu Üzerine, Lenin) "Program; bizim temel görüşlerimizi dile getirmeli, acil siyasi görevlerimizi hassasiyetle saptamak ajitasyon çalışmamızın çevresinde yürütüleceği kararlı talepler (şiarları) belirtmeli, tecrit edilmiş ve pek küçük talepler için yapılan özel ve kısmi ajitasyonları, sosyal-demokrasinin taleplerini tümü için yapılan bir ajitasyon düzeyine yükselterek, birliğe yöneltmeli, genişletilip, derinleştirilmelidir. Sosyal-demokrat faaliyetin geniş sosyalist aydın ve bilinçli işçi tabakasını harekete geçirdiği dönemde bu tabakalarının bağlarının bir programla güçlenmesi ve böylece daha ileriki yaygın bir faaliyet için sağlam bir temel hazırlanması gereği şiddetle doğrulanır." (Partimiz İçin Program Taslağı, Lenin)
"Partimizin programı, partinin nihai amacını belirtmek zorundadır. Özel çıkarlar, genel çıkarlar, savaşın çeşitli saflarının özellikleri de temel görevleri unutturmamalıdır. Proletarya savaşının bir ülkeden çıkarları, bu savaşın uluslararası çıkarlarına tabi olmalıdır. Bundan dolayıdır ki, devrim proletarya partisi olarak, sosyal-demokrasinin programını bu denli ince eleyip, sık dokuması, nihai amacı önceden -amaç emekçi halkın tam anlamıyla kurtuluşudur- kılı kırk yararak tanımlanması, bu nihai amaca yönelik en hafifte olsa bütün yozlaştırma eğilimlerine karşı korkunç bir dikkat göstermesi doğaldır. Yine bu nedenden ötürü sosyal-demokrasi ilkelerinde sağlam, doktrinin de uzlaşımıdır ve dar kapsamlı acil ekonomik ve siyasi amaçları nihai amaçtan ayırır. Her şey için savaşan kesin zafer için savaşan, küçük başarıların elini kolunu bağlamasına onu çizilen yoldan döndürmesine ve o olmaksızın bütün küçük başarıların baş gurur duyulacağı nispeten uzak asıl amacı unutturmamasına dikkat etmelidir. Aksine programa gösterilen bu özen, küçük ve tedrici referandumlara karşı takınılan bu eleştirici tavır burjuva partilerinde (en halka dönük ve özgürlüğe bağlı olduklarını savunanlarda dâhil) bulunmayan ve onlara yabancı olan bir şeydir. (Siyasi Safsatalar, Lenin)
KP - İÖ’NÜN PROGRAMI
BİRİNCİ BÖLÜM:
1- KAPİTALİZM, EMPERYALİZM VE DÜNYA DEVRİMİ
A - KAPİTALİZM
1- Meta üretiminin genelleşmesine, işgücünün meta durumuna gelmesine, ticaretin dev boyutlarda gelişmesine, ulusal pazarların ve bir dünya pazarının oluşmasına yol açan kapitalizm, toplumsal, ekonomik ve tekniksel gelişme hızını baş döndürücü bir düzeye yükseltir ve en önemli üretim araçlarının az sayıda kapitalistin elinde toplanmasıyla, nüfusun büyük ve gitgide büyüyen bir bölümünün sermayece vahşi bir biçimde sömürülen işçiler ve yarı proleterlere dönüşmeleriyle ve giderek yoksullaşan küçük üreticilerin sermayeye bağlı duruma gelmeleriyle karakterize edilir.
2- Burjuvazinin farklı grupları ve değişik kapitalist ülkeler arasında dünya ölçeğinde sürdürülen dizginsiz yarışma, bir yandan tekniğin, makine kullanımının ve emeğin verimliliğinin artmasıyla, bir yandan da sermayenin gittikçe artan ölçülerde yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle sonuçlandı. Üretimin plansız -anarşik gelişmesi ve emeğin verimliliği hızla artarken işçilerin ve diğer emekçilerin tüketiminin sınırlı kalması, kapitalist sistemi belirli aralıklarla üretici güçlerin geniş-ölçekli yıkımıyla sonuçlanan aşırı üretim bunalımlarını doğurdu..
3- Üretici güçlerin gelişmesi, işbölümünün derinleşmesi ve emek sürecinin toplumsallaşması, hem kapitalistlerin işgücü istemini göreli olarak azaltarak, hem de kadın ve çocuk emeğinin yaygın bir biçimde kullanımını olanaklı kılarak, safları bunalım dönemlerinde yeni katılımlarla daha da kabaran bir yedek sanayi ordusunun yaratılması sonucunu verdi.
4-İşçilerin ve diğer emekçilerin sömürü ve yoksulluğa mahkûm etmekle yetinmeyip aynı zamanda onları insan olarak aşağılayan, ahlaksal ve entelektüel çürümeye iten ve burjuvaziye siyasal olarak bağımlı kılan kapitalizm, üretimi toplumsallaştırarak kapitalist üretim ilişkilerinin yerine sosyalist üretim ilişkilerinin geçirilmesinin maddi koşullarını yaratır.
5- Tarih, kapitalizmi mezara gömme ve onun yerine üretim sürecinin planlı örgütlenmesini geçirme görevini, kapitalizmin gelişmesine koşut olarak sayısı artan, öfke ve hoşnutsuzluk ve kendiliğinden gelme anti-kapitalist savaşımı yükselen proletaryaya vermiştir. Uluslararası bir nitelik taşıyan komünist hareket de üretimin toplumsal karakteriyle üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişmeyi çözmeye yönelen işçi sınıfı hareketinin bilinçli ve bilimsel sosyalizmin teorisiyle aydınlatılmış anlatımından başka bir şey değildir.
B- EMPERYALİZM VE PROLETER DEVRİMLERİ ÇAĞI
6- Sermayenin yoğunlaşması ve merkezleşmesi, 19. yüzyılın sonlarından başlayarak serbest rekabetin yerini giderek tekellerin almasına yol açtı. Kapitalizmin, banka sermayeleriyle sanayi sermayesinin kaynaşması, belirleyici üretim araçlarının tröstlerin, kartellerin vb. elinde toplanmasıyla, geri ülkelere yapılan meta dışsatımının yerini gittikçe sermaye dışsatımına bırakması ve dünyanın, ham madde kaynakları, pazarlar ve etki alanları için savaşım veren mali sermaye grupları ve kapitalist devletlerarasında bütünüyle paylaşılmasıyla karakterize edilen bu son aşaması, onun çelişmelerinin aşırı ölçüde keskinleştiği ve sistemin tümünde proleter devrimin nesnel koşullarının olgunlaştığı emperyalizm dönemiydi.
7- Emperyalizm döneminde kapitalizmin eşitsiz gelişiminin daha da şiddetlenmesi, sömürgelerin ve bağımlı ülkelerin ileri kapitalist ülkeler arasında bütünüyle paylaşılmış olması ve mali sermayenin egemenliğinin tüm dünya ülkelerini emperyalist zincirin birer halkası durumuna getirmesi, kapitalizmin aşırı üretimden kaynaklanan bunalımlarının sistemin tümünü sarsan dünya bunalımlarına dönüşmesine yol açtı. Bu dönemde, mali sermaye grupları ve kapitalist devletlerarasındaki metropoller başta gelmek üzere tüm dünyada işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki ve sömürge ve bağımlı ülkeler halklarıyla emperyalizm arasındaki çelişmelerin keskinleşmesi, emperyalistler arası paylaşım savaşlarının çıkmasının yanı sıra emperyalist sistemin en zayıf halkalarından İşçi sınıfının sosyalist devrimlerinin ve ezilen halkların ulusal kurtuluş savaşlarının patlak vermesiyle sonuçlandı.
8- Emperyalizmin, dünya ölçeğinde proleter devrimin ve sosyalizmin zaferi için nesnel koşulların yaratılmasıyla insanlık, kapitalizmden komünizme geçiş süreci olan emperyalizm ve proleter devrimleri çağına girdi. Bütün devrimci sınıf ve katmanların proleter - sosyalist dünya devriminin bir parçası durumuna geldikleri bu dönemde barikatın bir yanında işçi sınıfı, ezilen halklar ve tüm devrimci ve demokratik güçler, barikatın öte yanındaysa emperyalizm, burjuvazi ve tüm gericilik yer almakta idi.
9- 1917’de, emperyalizmin genel bunalım dönemini başlatan emperyalist dünya savaşının yarattığı genel yıkım ortamında gerçekleşen Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'yle dünyanın altıda birinde proletarya diktatörlüğünü kuran sosyalizmi inşa etmeye başlayan Rusya işçi sınıfı, kapitalist-emperyalist dünya sistemine ölümcül bir darbe indirdi. 1871'in kısa ömürlü Paris Komünü'nün şanlı yolunu izleyen Bolşeviklerin önderlik ettiği Ekim Devrimi, dünya devriminin sarsılmaz cephe gerisi ve devrimci savaşımlarına büyük bir atılım verdiği dünya proletaryası ve halkları için bir esin kaynağı oldu.
11- Başında işçi sınıfının büyük öğretmenleri Lenin ve Stalin'in bulunduğu Rusya Komünist Partisi (Bolşevik)’nin inisiyatifiyle Mart 1919'da kurulan Üçüncü Enternasyonal gerçek bir dünya komünist partisi gibi etkinlik gösterdi; oportünizme, revizyonizme, Troçkizm’e ve diğer anti-Marksist akımlara karşı Marksizm - Leninizm’i savunmanın, komünist partilerinin kurulmaları, pekiştirilmeleri ve Bolşevikleştirilmeleri yönündeki paha biçilmez çabalarının yanı sıra o, yıllar boyu işçi sınıfının ve halklarının kapitalizme, faşizme ve emperyalizm karşı savaşmalarına kararlılık, cesaret ve uzak görüşlülükle yol gösterdi;
11- Finans kapitalinin en gerici, en şoven, en emperyalist kesimlerinin açık terörist diktatörlüğü olan faşizmin devrime ve komünizme karşı ve Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasında görkemli zaferler elde eden proletarya diktatörlüğünü yıkmak için başlattığı ikinci emperyalist dünya savaşı, merkezinde Bolşevik Partisi'nin yönettiği Sovyetler Birliği halklarının bulunduğu dünya halklarının kahramanca direniş savaşının ezici zaferiyle, Doğu Avrupa ve Asya'da kapitalist-emperyalist sistemden kopan halk demokrasilerinin kurulmasıyla, Asya ve Afrika ' da sömürgecilik sisteminin yerini yeni sömürgecilik sistemine bırakmasıyla sonuçlandı.
12- Dünya savaşımından sonra, Çin devriminin zaferi ve Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleşen devrimlerle sosyalist kampın oluşması, iki kamp arasında dünya ölçeğinde çelişmelerin görülmemiş düzeyde keskinleşmesi koşul1arında, ikinci dünya savaşında en iyi savaşçılarının önemli bir bölümünü kaybetmiş olan SBKP içinde Kruşçevci revizyonist bürokratik unsurların parti ve devlet iktidarını ele geçirmeleri, bu ülkede bir dizi Doğu Avrupa ülkesinde kapitalizmin restorasyonunun yanı sıra uluslararası komünist hareket içinde büyük bir gerilemeye yol açmalar, dünya burjuvazisi için önemli bir zafer ve dünya proletaryası için önemli bir politik yenilgiydi. Devrim ve komünist davasına ağır ''bir darbe indiren ve süreç içinde sosyal-emperyalist bir karakter kazanan Sovyet modern revizyonistleri giderek emperyalist bir yarışma içine girdikleri ABD emperyalistleriyle proletarya ve halklara karşı stratejik bir karşı-devrimci bağlaşma oluşturdular.
13- Revizyonist ihaneti izleyen o yıllar içinde Arnavutluk Emek Partisi'nin önderlik ettiği uluslararası komünist hareket, Sovyet modern revizyonizmine ve revizyonizmin çeşitli varyantlarına karşı Marksizm - Leninizm'in devrimci geleneklerinin yaşatılmasını sağlayan militan bir ideolojik savaşım yürütürken metropollerde ve yarı sömürgelerde işçi sınıfının ve ezilen halkların kahramanca savaşımları kapitalist - emperyalist sistemi sarsmaya ve devrimin yeni mevziler kazanmasını sağlamaya devam etti.
14- İkinci emperyalist dünya savaşını izleyen dönemde tekniğin çok büyük bir hızla ilerlemesi, sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesinin daha da üst düzeylere ulaşması, dev boyutlu uluslararası tekellerin ve çok uluslu şirketlerin genelleşmesi ve tekelci devlet kapitalizminin çok büyük ölçüde gelişmesine, kapitalizmin bunalımını aşma çabalarının bir ürünü olarak askeri harcamalarının, silahlanmanın ve militarizmin görülmemiş düzeylere tırmanması eşlik etti.
15- Metropollerden geri ülkelere sermaye dışsatımı, emperyalist burjuvazinin bu ülkelerde hangi gerici sınıf ve klikleri desteklediği olgusundan bağımsız olarak buralarda kapitalizmin gelişmesine yol açmaktaydı. Özellikle ikinci emperyalist dünya savaşından sonraki on yıllarda kapitalizminin gelişmesinin hızlanması sonucu giderek ''kentleşen'' yarı-sömürgelerde sanayinin gelişmesine ve işçi sınıfının nicel ve nitel ağırlığının önemli ölçüde artmasına bağlı olarak buralarda işçi sınıfıyla, burjuvazi arasındaki çelişme bir süreç içinde temel çelişme durumuna geldi.
16- Bilimsel-teknolojik devrime bağlı olarak üretici güçlerde sağlanan büyük gelişmeler, sosyalist bloğun Kruşçevci ihanet sonucunda yıkılmış olması ve zamanımızda Sovyetler Birliği”nin ABD emperyalistleri önünde diz çökmesi, modern revizyonist kampın dağılması, revizyonist ülkelerin klasik kapitalist biçimlerle emperyalist dünyaya bütünüyle eklenmesiyle belirlenen bu dönemde, yoğunlaşan emperyalist-revizyonist baskılara boyun eğip teslim olan AEP'nin Arnavutluk'u kapitalist restorasyon sürecine sokmuş olmasına karşın, emperyalizm çürüyen ve yok oluşun eşiğindeki kapitalizm olmayı ve çağımız emperyalizm ve proleter devrimleri çağı olmayı sürdürüyor. Hatta ikinci emperyalist dünya savaşından bu yana ''yerel'' savaşlarda milyonlarca insanın ölümüne yol açan, dev bir nükleer silah stokunun yanı sıra daha etkili konvansiyonel silahlar geliştirerek tüm insanlığı yok olma tehlikesiyle yüz yüze getiren, özellikle geri ülkelerde yüz milyonlarca insanın açlık, hastalık, işsizlik ve yoksullukla boğuşmak zorunda kalmasından sorumlu olan dünyanın her yerinde gerici ve faşist rejimleri iş başına getiren ve destekleyen, en gerici ideolojileri ve kurumları besleyen, üretimi plansız ve anarşik gelişmesi sonucunda maddi zenginliklerin akıl almaz boyutlarda israfına ve doğal çevrenin geniş ölçekli yıkımına yol açan, kendi çürümesine bağlı olarak tüm insanlığı çok yönlü bir tinsel ve entelektüel çürümeyle tehdit eden vb. emperyalizmin gerici yıkıcı özellikleri bugün her zamankinden daha belirgin ve dolayısıyla proletaryanın sosyal devrimini nesnel koşulları bugün her zamankinden daha olgun, toplumsal yaşamın her alanında kendi karşıtını ve kendisine isyan öğelerini yaratan emperyalizme karşı bir dünya devriminin olası bağlaşıklarının kampı her zamankinden daha geniştir.
17- Bugün tüm insanlığın yazgısı, daha önce hiçbir zaman olmadığı ölçüde işçi sınıfının ve devriminin yazgısına bağlanmış bulunuyor. Dünyayı sonu gelmez çatışmalar barbarlık, yoksulluk ve sömürü, ahlaksal ve entelektüel yozlaşma ortamından kurtaracak ve insanlığa “en güzel dünya”nın kapısını açacak olan proleter devriminin nesnel koşulları her yerde olgunlaşmaktadır. İşçi sınıfının, kendisiyle birlikte tüm insanlığı kurtarma tarihsel misyonunu yerine getirebilmesi ve adım adım dünya proletarya diktatörlüğünü kurabilmesi, onun öncü birliği olan komünist partilerinin güçlenmesi ve yarı-proleterleri, diğer ezilenleri ve tüm ilerici güçleri kendi peşinden sürüklemesiyle ve bütün ülkelerin işçilerinin enternasyonalist savaşım birliğini yeniden canlandırmakla gerçekleşebilir ancak. Uluslararası komünist hareket ve onun bir parçası olan Komünist Parti İnşa Örgütü, dünyanın her yerinde çağdaş köleler sınıfına Paris Komünü 'nün ve Ekim Devrimi’nin şanlı yolunda önderlik ederek kapitalist – emperyalist sistemi yerle bir etmek ve sosyalizmin ve komünizmin kızıl bayrağını dalgalandırmak için savaşıyor. Onun silahları, sömürü ve zulme dayanan sınıflı toplum yeryüzünden silinen ve emeğin zincirleri her yerde kırılana değin susmayacaktır.
18- Devrimci proletaryanın her tür ve renkten ve oportünizme ve revizyonizme karşı Marksist-Leninist ilkeler temelindeki savaşımını, kapitalizm ve emperyalizme karşı devrim ve sosyalizm savaşımına kopmaz bağlarla bağlıdır. Oportünistler, revizyonist1er ve bilumum revizyonist1er devrimin barışçı yoldan gerçekleşebileceğini, işçi sınıfıyla burjuvazi arasında bir uzlaşma hatta bir bütünleşme olabileceğini, emperyalizmin doğasının değiştiğini ve onun artık geri ülkeler halklarını sömürmeden ve savaşlara yol açmadan da yıkabileceğini, bilimsel-teknolojik devrim, nükleer silahlar, ekolojik sorunlar vb. olguların çağın niteliğini değiştirdiğini ileri sürüyor. İşçi sınıfının ve ezilen halkların gözünü boyamaya, onları kapitalist gericiliğin uysal köleleri durumuna getirmeye çalışıyor, hepsinden önemlisi Leninist proletarya partisi ve proletarya diktatörlüğü öğretilerini çarpıtıp reddeden ve Ekim Devrimi'yle diğer proleter devrimlerinin ve Komintern’in devrimci mirasına gölge düşürmeye ve böylelikle işçi sınıfını ideolojik olarak silahsızlandırıp devrimi ve proletarya diktatörlüğünü olanaksız duruma getirmeye çalışıyorlar. Bu nedenle her türden oportünizme, revizyonizme karşı ideolojik savaşım bugün her zamankinden daha büyük bir önem kazanmış bulunuyor.
İKİNCİ BÖLÜM:
KOMÜNİZM VE KOMÜNİZME GEÇİŞ
A- KOMÜNİZM
19- KP - İÖ'nün asal amacı komünizmdir. Toplum üyeleri arasında gerçek eşitliğin sağlandığı, yani sınıfların bütünüyle ortadan kaldırıldığı komünizm üretici güçlerin “herkesten yeteneğine göre herkese gereksimine göre” ilkesinin uygulanmasına, insanın işbölümüne köleleştirici bağımlılığının sona ermesine ve çalışmanın bir zorunluluk olmaktan çıkarak bir yaşamsal gereksinim durumuna gelmesine elverecek ve dolayısıyla sınıfların ve sınıf ayrımının varlığını gereksiz kılacak ölçüde geliştiği bir sistemdir. İnsanlığın büyük uyum dünyası komünizmde, kol emeği ile kafa emeği ve kır ile kent arasındaki çelişmeler ortadan kalkmış, bireyler her bakımdan yetkinleşmiş, toplumun sınıflara bölünmesi temeli üzerinde yükselen devlet sönerek yok olmuş, kamu işleri özel görev alanları olmaktan çıkmış, insanların yönetimi yerini nesnelerin yönetimine bırakmıştır. Bir dünya sistemi olan komünizm, kapitalist kuşatmanın yerini sosyalist kuşatmaya bırakması ve bir dünya proletarya diktatörlüğü kurulmasıyla gerçekleşir.
B- SOSYALİZM
20- Sosyalizm, kapitalist toplumdan komünist topluma geçişe denk düşen bir devrimci dönüşümler dönemidir. Komünizmin alt evresi olan ve bağımsız bir sosyoekonomik formasyon olmayan sosyalizm, sömürünün ortadan kaldırıldığı, sömürücü sınıfların tüm ekonomik ve siyasal ayrıcalıklarına son verildiği üretim ve dolaşım araçlarının kamu mülkiyetine geçirildiği bir geçiş sistemidir.
21- Kapitalizmden doğan sosyalizm kaçınılmaz olarak, rahminden doğmuş olduğu kapitalist toplumun izlerini taşır. Üretim araçlarının mülkiyetini toplumsallaştırarak bu alanda burjuva hukukuna son veren sosyalizm, ''herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre'' ilkesini uyguladığı için bölüşüm alanında burjuva hukukunun sınırları içinde kalır.
Sosyalizmde toplumun ve üretimin örgütlenmesi ve yönetimi hala bir ölçüde uzmanlık işidir. Kol emeği ile kafa emeği ve kır ile kent arasındaki çelişmeler, ulusal ve bölgesel farklılıklar sürmektedir. Ev ekonomisinin kollektivizasyonu tamamlanmadığı için kadının göreli geriliğinin maddi koşulları tümüyle ortadan kaldırılmamıştır: Sosyalizm dönemi, bu çelişmelerin ve farklılıkların azaltılması ve ortadan kaldırılması, burjuva hukukunun bölüşüm alanında da yok edilmesi ve gerçek eşitliğin sağlanması, yani sınıfların ortadan kaldırılması ve devletin sönerek yok olması dönemidir.
22- Sosyalizm döneminde işçi sınıfı kendi diktatörlüğüne dayanarak küçük üreticiler kitlesini gönüllülük ve ikna temelinde sosyalist inşa sürecine çeker, küçük meta üretimi ve dolaşımının alanın sürekli olarak daraltarak sosyalist üretim ilişkilerini ekonominin tüm sektörlerinde egemen duruma getirir, üretim sürecini merkezsel bir plan aracılığıyla yönlendirir ve kapitalizmin açlığa dayalı disiplinin yerine tüm emekçilerin bilinçli kolektif disiplinini geçirerek toplumu daha yüksek tipte bir emek örgütlenmesine ulaştırır.
C- PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ VE KONSEYLER SİSTEMİ
23- Sosyalizm dönemi, burjuvaziyle işçi sınıfı, yok olmakta olan eski dünyayla doğmakta olan yenidünya arasında toplumsal yaşamın bütün cephelerini kapsayan sert, karmaşık, uzun süreli ve ölümüne bir savaşımda karakterize edilir. Bu döneme özü proletarya diktatörlüğü olan bir siyasal üstyapı denk düşer. Komünist Parti - İnşa Örgütü, proletarya diktatörlüğünün; yıkılmış ama henüz yok edilmemiş olan sömürücü sınıfların direnişini ezmenin, bu sınıfların ve onların iç ve dış destekçi güçlerini, eski düzenin restorasyonunu amaçlayan karşı- devrimci girişimlerini zor yoluyla bastırmanın, küçük burjuvazinin kaçınılmaz yalpalamalarını etkisizleştirmenin sosyalist inşanın tamamlanmasından önce varlığı görece uzun bir süre devam edebilen küçük meta üretimi koşullarında sürekli olarak filizlenen yeni burjuva öğelere karşı savaşmanın, sosyalizmi başarıyla inşa etmenin ve komünizmi geçişin zorunlu ve belirleyici önkoşulu olarak görür.
24- İktidarını başka hiç bir sınıfla paylaşmayan proletarya, komünist partisinin yönetici ve yönlendirici rolü olmaksızın proletarya diktatörlüğünü gerçekleştiremez. Proletarya diktatörlüğü sisteminde konseyler iktidar organlarıdır. Proletarya diktatörlüğünde komünist partisi doğrudan doğruya konseylere ve kitle örgütlerine dayanır ve diktatörlüğü bu aktarım kayışları aracılığıyla yönlendirir. Komünist partisinin, ideolojik, siyasal ve örgütsel önderliği, sosyalist sınıf demokrasisi ve yığın inisiyatifi ile hiç bir şekilde çelişmediği gibi, bunların, uygulanabilinmesinin ve geliştirilebilinmesinin de vazgeçilmez koşuludur. Aynı şekilde, sömürücü sınıfların yıkılmasından ve tasfiye edilmesinden sonra, sosyalist toplumun dost sınıflar olan işçi sınıfı, kolektifleşmiş köylülük ve halk aydınlarının sosyalizm temelindeki birliği de ancak komünist partinin önderliği altında olanaklıdır.
25- İşçiler ve diğer emekçiler için en geniş demokrasi, sömürücüler ve onların kalıntıları için diktatörlük demek olan proletarya diktatörlüğü, sosyalist demokrasinin ta kendisidir. En demokratik burjuva cumhuriyetinden bin kez daha demokratik olan. Proletarya diktatörlüğü, nüfusun engin çoğunluğunu oluşturan işçileri ve diğer emekçileri konseyler aracılığıyla yönetim işine çekerek toplum yaşamının bütün önemli sorunlarının çözümüne aktif olarak katılımlarını sağlar En iyi durumda bile sömürülen yığınların örgütlenme ve devlet yönetimine katılma hakkını ve sömürücülerle eşitliğini sözde kabul ederken, fiiliyatta onların önüne, üretim araçlarının özel mülkiyetiyle bağlantılı sayısız engeller koyan ve sermayenin egemenliği koşullarında böylesi bir eşitsizliğin olanaksızlığını sahtekârca gizleyerek yığınları aldatan burjuva demokrasinin tersine, konseyler iktidarı, kapitalistlerce ezilen yığınların örgütlenmesini tüm devlet aygıtının temeli durumuna getirir.
26- Yasama ve yürütmeyi birbirinden ayıran, yığınlar parlamentoda da ki boş ve anlamsız konuşmalarla ve dört yılda bir yapılan seçimlerle oyalarken gerçek iktidarı, devlet işlerini kulislerde tekellerin ve mali sermaye gruplarının sivil ve üniformalı uşaklarından başka bir şey olmayan burjuva siyasetçilerinin ve genelkurmaylarının özel etkinlik alanı kılan burjuva demokrasisinin tersine konseyler sistemi, üretim birimleri ve bölge esası temelinde temsili esas almalı, yasama ve yürütmeyi birleştirmek, daha sık ve doğrudan seçimler yapmak mülksüzleştirilen ve devrimin darbeleri altında ezilen burjuvazinin devlet aygıtı üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırmak, sıradan bir işçi ayılığından daha fazlasını almayan devlet görevlilerini her an geri çağırma yetkisiyle donattığı yığınların tam egemenliğini gerçekleştirmek suretiyle emekçileri yönetim etkinliğine katar ve bütün burjuva devletlerinin ayrılmaz yol arkadaşı olan demokrasiye ezici bir darbe indirir.
27- Konseyler sistemi. Kapitalizm tarafından ezilen sınıfların sömürücü sınıflara boyun eğmesini güvence altına almanın araçları olan burjuva ordusu ve polis aygıtının dağıtılmasını, burjuvazinin silahsızlandırılmasını ve yerine tüm halkın silahlanmasını, devrimin ve sosyalizmin kazanımlarının korunmasını sağlayacak ve doğrudan doğruya işçi sınıfına ve diğer emekçilere dayanan bir kızıl ordunun kurulmasını gerçekleştirebilecek biricik devlet örgütlenmesi biçimidir. Ama sömürülen çoğunluğun sömürücü azınlık üzerindeki diktatörlüğü olması ve burjuvazinin vurucu olan geleneksel ordu ve polisin yerine silahlı halkı geçirmesi ve bütün emekçileri devlet, ekonomi, kültür, vb. alanlarında karar mekanizmalarına ve karar alma süreçlerine katması ölçüsünde proletarya, diktatörlüğü aynı zamanda bir devlet olmaktan çıkar ve devletsizliğe doğru evrilir.
D- PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ ALTINDA SINIF SAVAŞIMININ SÜRDÜRÜLMESİ 28- Sömürücü sınıfların ve onların kalıntılarının bütünüyle tasfiye edilmesinden ve sosyalist üretim ilişkilerinin egemen kılınmasından sonra da sosyalist yol ile kapitalist yol arasındaki temel çelişme ve keskin savaşım sürer. Komünizme varılana değin kapitalist restorasyon tehlikesi ortadan kalkmaz. Proletarya diktatörlüğü rejimi ve onu yöneten komünist partisi sosyalizm döneminde, işçi sınıfının ve diğer dost sınıfları sürekli olarak komünizm ruhuyla eğiterek, her türden geri ve gerici düşünce, gelenek ve anlayışlara ve özellikle bürokrasi ve liberalizm tehlikesine karşı yığınları ideolojik ve siyasal seferberlik durumunda tutarak, iç ve dış düşmanlarının entrika, komplo ve demagojilerine karşı proleter uyanıklığı artırarak, sosyalist demokrasiyi ve yığın inisiyatifini derinleştirerek, konseylerin ve kitle örgütlerinin rollerini geliştirerek, burjuva hakkının etki alanı, ücret ve aylıklar arasındaki farklılıkların azaltmaya yönelik bir strateji izleyerek, sosyalist anayurdu bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halkların savaşımlarını destekleyen bir devrimci üs durumuna getirmek suretiyle yığınların enternasyonalist ruhunu geliştirerek, vb. komünizm doğrultusunda kesintisiz yürüyüşü güvence altına alır.
29- Sosyalizm koşullarında burjuva hakkının kısmen geçerli olmayı sürdürmesi, kol emeği ile kafa emeği ve kır ile kent arasındaki çelişmelerin hala tam olarak çözülememiş olması, emperyalist kuşatmanın yarattığı ideolojik baskı, burjuva ve küçük burjuva ideolojilerinin etkilerini uzun süre sürdürmeleri, yönetimin hala bir ölçüde uzmanlık işi olmaya devam etmesi vs. yeni burjuva öğelerin doğmalarının ve zamanla ayrıcalıklı bir katman durumuna gelerek komünist partisini burjuva revizyonist bir partiye, proletarya diktatörlüğünü yeni burjuvazinin diktatörlüğüne dönüştürebilmelerinin maddi temelini oluşturur. Sovyetler Birliği'nin ve diğer eski sosyalist ülkelerin deneyimlerinin de gösterdiği gibi; kapitalizmin restorasyonu yalnızca devrilmiş ama yok edilmemiş sömürücü sınıfların gerici ayaklanmaları ve ya da emperyalist ve gerici devletlerin saldırıları yoluyla değil, aynı zamanda komünist partisi, proleter devlet aygıtı ve sosyalist toplum saflarında meydana gelebilecek revizyonist, bürokratik ve burjuva yoz1aşma yoluyla da gerçekleşebilmektedir. Kapitalist restorasyon kaçınılmaz bir yazgı değildir. Böylesi bir trajik gelişmeyi önlemenin yolu kapitalizmden komünizme geçişin yasalarını kavramak ve proletarya diktatörlüğü silahına sımsıkı sarılmaktan geçer.
ÜÇÜNÇÜ BÖLÜM:
TOPLUMU VE TÜRKİYE DEVRİMİ
A- TÜRKİYE’NİN SOSYOEKONOMİK YAPISI
30- Türkiye, işbirlikçi tekelci burjuvazi, onunla bağlaşma halinde bulunan büyük toprak sahiplerinin belirleyici üretim araçlarını elinde tuttukları, özellikle Kuzey Kürdistan 'da giderek daha da çözülmekte olan feodal kalıntıların, bulunduğu, tekelci kapitalist dev1et işletmelerinin ekonomisinde önemli bir yer kapladığı, küçük meta üretiminin tarımda ve sanayinin pek çok dalında büyük bir yaygınlık gösterdiği bir ülkedir.
31- Osmanlı İmparatorluğu döneminde filizlenen ve 19. yüzyılın ikinci yarısına doğru Batı Avrupa kapitalist devletleriyle işbirliğine giren, İttihat ve Terakki iktidarı altında Alman emperyalistleri ile işbirliği içinde ve Rum ve Ermeni azınlıklardan burjuvaların mülkiyetinin gaspıyla sömüren Türk burjuvazi cumhuriyet ilanından sonra da gelişimini sürdürdü. Burjuvazinin, geleneksel tarım ürünleri, maden, vb. ticareti ve dışsatımıyla uğraşan ve emperyalist tekellerin Türkiye temsilciliğini yapan, dolayısıyla tüccar ve komprador karakter taşıyan ve devletle yakın ilişkiler içinde, hatta yer yer iç içe olan bir bölüm 1930'1arda gerçekleştirilen ulusallaştırmalar ve kapitalist devletin uyguladığı amaçlı devletçilik siyasetine ek olarak, 1940'larda emekçi yığınların ve özellikle köylülüğün acımasızca soyulması. pahasına gerçekleşen savaş vurgunları sayesinde ilk birikimini tamamladı.. Kapitalistleşen toprak ağaları ve bürokratlar, tüccarlar içinden çıkan bu büyük burjuvazi özellikle 1950'lerin ikinci yarısında ve 1960'larda kapitalist devletin son derece geniş desteğiyle ve kamu kaynağının ''planı'' yağması yoluyla çeşitli bakımlardan emperyalizme bağlı bir sanayi sektörü oluşturdu.
32- Bugün ülke ekonomisinin kumanda tepeleri, ağırlıklı olarak tüketim maddeleri üreten hafif sanayi dallarının yanı sıra bankacılık, sigortacılık, dışalım-dışsatım, inşaat, taşımacılık vb. dallarında da etkinlik gösteren sınırlı sayıda büyük işbirlikçi-tekelci kapitalist grubun yanı sıra, görece ileri teknolojilerle üretim yapan bazı büyük ağır sanayi ve madencilik işletmelerini, enerji üretim merkezlerini, silah fabrikalarını, ulaştırma şebekesini, bazı büyük tarım işletmelerini ve bankaları ve emekçi köylünün sömürülmesinin araçları olan kooperatif birliklerini elinde bulunduran ve kökeni 1930'lara dek uzanan işbirlikçi-tekeci devlet kapitalizminin denetimi altındadır.
33- 1950'.li yıllardan başlayarak Türkiye tarımında önemli bir değişim sürecine girdi. Tarımda mekanizasyonun ve modern girdi kullanmanın hızla yaygınlaşması, devletin Ziraat Bankası ve Tarımsal Kredi Kooperatifleri aracılığıyla (önce'likle büyük) çiftçileri yoğun bir biçimde desteklemesi ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca kendi mülkiyetinde bulunan milyonlarca hektar toprağı çoğunlukla büyük ve orta köylülere dağıtması, bir yandan tarımsal üretimin önemli ölçüde artmasına, geçimlik tarımın yerini giderek ticari tarıma bırakmasına ve tarım sektöründe bölgeler arasında ve üretim bazında uzmanlaşmanın gelişmesine ve bir yandan da buna bağlı olarak yarı-feodal ilişkilerin çözülmesine, toprak ağalarının bir iç başkalaşım geçirerek kapitalist farklılaşmanın daha da derinleşmesine, giderek güçlenen bir zengin köylü katmanının yanı sıra, küçük üreticilerin, yoksullaşması sürecinin hızlanmasına ve geniş bir tarım yarı-proletaryası ile tarım proletaryasının oluşmasına, yoksul, küçük ve orta köylülerin gerek üretimin girdileri, gerekse tüketim malları açısından ülke ve dünya pazarına, sermayeye ve kapitalist devlete daha bağımlı durumuna gelmelerine yol açtı.
34- Kapitalizmin gelişmesine ve sermayenin yoğunlaşması ve merkezselleşmesine koşul olarak -zengin köylülük de içinde olmak üzere-orta burjuvazi ve egemen sınıflar arasındaki bağlar bir yandan esas olarak birincisinin ikincisine ve emperyalizme bağımlılığın artması yönünde güçlenirken, bir yandan da, özellikle tarım-dışı sektörlerde bu sınıf, işbirlikçi-tekelci burjuvazinin rekabeti ve baskısı karşısında ekonomik mevzilerini giderek yitirmekte ve gerilemektedir. Tarım sektöründe tekelleşme düzeyinin ve toprağın ve diğer üretim araçlarının yoğunlaşma oranının geri düzeyde oluşu vb. nedenlerle zengin köylüler konumlarını genel olarak korumaktadır. Gerek tarım ve gerekse sanayi sektöründe küçük işletmeler varlık1arını çok yaygın bir biçimde sürdürmek1e birlikte bu, onların büyük çoğunluğunun giderek daha da küçülmesi yoksullaşması, batması ve sermayeye daha da bağımlı duruma gelmesi pahasına olmaktadır.
35- ABD emperyalistleri, başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa emperyalistleri ve daha sınırlı ölçülerde olmak üzere diğer emperyalistler, Türkiye ekonomisini finansman, teknoloji, patent, lisans, makine ve donatım, ara malları vb. bakımından kendilerine bağımlı duruma getirdikleri gibi, başta büyük işbirlikçi-tekelci sermaye gruplarıyla ortaklık kurma, doğrudan yatırımlar yapmak ve eşitsiz ticaret ilişkileri geliştirmek gibi diğer yollarla da Türkiye işçi sınıfını ve diğer emekçileri acımasızca sömürmektedir. Buna, Almanya başta gelmek üzere Batı Avrupa ülkelerinde ve diğer ülkelerde çalışan milyonlarca Türk, Kürt vb. işçinin uluslararası mali sermaye tarafından soyulup soğana çevrilmesi eklenmelidir. .
B- TÜRKİYE 'NİN SİYASAL YAPISI
36- Türkiye, yakın tarihinde kesintisiz olarak, emperyalizme bağımlı işbirlikçi-tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin gerici, faşist ya da askeri-faşist diktatörlük1eri altında olagelmiştir. Türkiye'nin kapitalist-emperyalist sistemle ilişkileri ve bu çerçevede üstlendiği görevler, işçi sınıfı ile burjuvazi arasında temel çelişme başta olmak üzere, ezilen ve sömürülen yığınlarla sömürücü sınıflar arasındaki çelişmelerin keskinliği, kapitalizmin ve egemen sınıfların ekonomik temelinin zayıflığı, Kürt ulusu üzerindeki vahşi ulusal zulüm ve asimilasyon sistemi vb. sözcüğün gerçek anlamda bir burjuva-demokratik yöntemin kurulmasının önünde aşılmaz bir engel oluştururlar.
37- İşbirlikçi-tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin ezilen sınıfla aldatmak ve egemen ve sömürücü sınıfların çeşitli fraksiyonlarının çıkarlarını uzlaştırmak amacıyla yürürlükte tuttuğu kaba ve ilkel parlamentarizmle kamufle edilmeye çalışılmaktadır. İşçi sınıfını ve diğer emekçileri bütünüyle ve özenle siyasal karar alma mekanizmalarının uzağında tutan işbirlikçi-tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipleri gerici-faşist diktatörlüğü ve onun çeşitli organlarını, farklı emperyalist devletlerin ve mali sermaye gruplarının ve onlarla ilişkili ve bağlaşma biçimindeki egemen sınıfların farklı fraksiyonlarının ortak çıkarlarını var olan ve değişen güç dengeleri temelinde korumakta ve onların genel güvenliğini sağlamakta, işçi sınıfını, diğer emekçileri ve Kürt ulusunu demirden bir ökçeyle ezmektir.
38- Egemen sınıfların esas olarak 1980 öncesinde yaşanan iç savaşa gidiş ortamından kurtulmak için gerçekleştirdikleri faşist darbe sonucu toplumu yarı- askeri bir kurumsal çerçeve içine yerleştirmeye çalışmaları ve dinsel gericilik başta gelmek üzere her türlü gericiliği şaha kaldırmaları, on yıllardır koyu bir anti-komünizm ve toplumsal sorunları zor yoluyla çözme yönünde köklü bir eğilim oluşturmuş olan devletin bu işçi ve halk düşmanı, faşist ve şovenist karakterini çok daha belirginleştirmiştir.
39-Bütün bu nedenlerden ötürü, işçi sınıfını, diğer emekçileri ve Kürt ulusunu liberalizm ve ödünler siyasetiyle yatıştırılmaya çalışan ve onları faşist diktatörlükle uzlaşmaya çağıran sosyal-demokrat burjuva parti ve klikleriyle onların siyasal kuyruğu durumundaki küçük-burjuva reformizminin herhangi bir ciddi siyasal seçenek olarak ortaya çıkabilmeleri olanaksızdır. Türk ve Kürt halkları yalnızca iki yolla karşı karşıyadırlar: Egemen sınıfların azgın sömürücü ve faşist zulmüne boyun eğmek ya da egemen sınıfların askeri-bürokratik aygıtını silahlı devrimle yıkmak.
C- SINIFLAR VE DEVRİMİMİZDEKİ ROLLERİ
40- İşçi sınıfı: Ülkemiz işçi sınıfı 19. yüzyılın ilk yarısından bu yana gelişen kapitalizmin özgül ve asıl ürünüdür. Diğer ülkelerdeki benzerleri gibi işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan modem ücretli köleler sınıfıdır. İşçi sınıfını, anti-emperyalist demokratik devrime en tutarlı ve en kararlı bir biçimde önderlik edebilecek tek sınıftır. Bu sınıf, gerek 19. yüzyılın ikinci yarısında, 1908 burjuva devrimi döneminde ve sonrasında ve 1920'lerin başındaki burjuva ulusal kurtuluş savaşı sırasında, gerekse de Kemalist rejim altında ve 1960'lardan günümüze kadar uzanan tarihsel kesitte militan bir savaşım yürütmesine ve tüm ezilen sınıf ve katmanlara önderlik etme yeteneğine sahip olduğunu göstermiştir. Kapitalizmin özellikle 1950'lerden bu yana giderek hızlanan gelişmesi, sanayi (ve tarım) işçilerinin sayısının hızla artmasına olduğu gibi, bu sınıfın giderek daha büyük ölçekli işletmelerde bir araya gelmesine, İstanbul-İzmit metropolü, Adana-Mersin metropolü, İzmir, Bursa, Zonguldak, Eskişehir, İskenderun gibi belirli sanayi kentlerinde ve madencilik merkezleşmesine ve yoğunlaşmasına yol açtı; özellikle gıda ve tekstil dallarında yoğunlaşan görece kalabalık bir kadın işçi yığınının oluşması ve çocuk emeği kullananların yaygınlaşması sonucunu doğurdu. Çok sayıda ve giderek artan ölçüde Kürt işçilerinin büyük sanayi merkezlerinde ve başta Almanya gelmek üzere yurtdışındaki kapitalist işletmelerde Türk işçileriyle birlikte çalışmakta ve savaşım vermekte olması, çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının anti-kapitalist birliği açısından büyük önem taşıyan olumlu bir etmendir. Türkiye işçi sınıfı yakın tarihinde militan savaşımlar vermesine karşın, henüz faşist, gerici ve reformist sendikaları etkisinden kurtulup devrimci sendikal hareketini yaratamamış olduğu gibi, burjuva, reformist ve revizyonist partilerin ideolojik ve siyasal boyunduruğunu kırarak, kendi devrimci öncüsünün çevresinde birleşmeyi de başaramamıştır. Yani, bilimsel sosyalizmle işçi sınıfı hareketi hala birleşememiştir. Tarihsel önemi bu görevin gerçekleştirilmesinin sorumluluğu Marksist-Leninist harekete düşmektedir. Ancak özellikle 1980' den sonra sömürünün ve siyasal baskının aşırı derecede artmasının yanı sıra, ikinci kuşaktan işçi oranının ve sınıfın eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesinin de etkisiyle, işçi sınıfı içinde güçlü bir devrimci mayalanma oluşmaktadır.
41- Yarı-proletarya: Tüm kapitalist ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de yoksullaşan ve ellerindeki üretim araçlarını kapitalist rekabet sonucu yitiren küçük üreticilerin saflarından, proletarya ile küçük burjuvazi arasında bir geçiş katmanı durumunda olan geniş bir yarı-proletarya kitlesi olmuştur. Bu katman kırsal alanlardaki topraksız ve yoksul köylülerin ve mevsimlik tarım işçilerinin yanı sıra kentlerdeki inşaat işçilerinin çoğunluğunu, seyyar satıcıları, düzenli bir işi olmayan diğer emekçileri, kapitalistlerden ev işi alan kadın (ve erkek) emekçileri, hizmetçileri vb. kapsamaktadır. Bu sınıfın üretim süreci içindeki istikrarsız ve belirsiz konumu nedeniyle örgütlenmesi çok zordur. Herhangi bir sosyal güvenceden yoksun bulunan ve devlet, kapitalistleri, büyük toprak sahipleri köylülerce acımasızca sömürülen, bulabildiği geçici işleri her an yitirme tehditle karşı karşıya bulunan,yoksulluğun pençesinde kurtulamayan yarı proletarya gerek anti-emperyalist demokratik devrimde ve gerekse sosyalist devrimde işçi sınıfının onun en sağlam bağlaşığı olacaktır. Bu nedenle Komünist Parti-İnşa Örgütü işçi sınıfının içinde olduğu gibi yarı-proletarya saflarında da bilimsel sosyalizmin propagandasını yürütür ve bu katmanın işbirlikçi-tekelci burjuvaziye ve büyük toprak sahiplerine karşı savaşımının yanı sıra, genel olarak sömürücülere karşı savaşımını geliştirmeye de büyük önem verir.
42- Küçük burjuvazi: Kapitalizmin iki temel sınıfı arasında yer alan ve küçük meta üretimi temeli üzerinde yükselen bu sınıf ülkemizde hayli geniş bir yer kaplar. Küçük burjuvazi; kırsal alanlardaki küçük ve orta köylüleri ve kentlerdeki küçük esnaf ve zanaatkârların ve yanı sıra çoğunluğu proletaryaya yakın toplumsal katmanlar olan serbest meslek sahiplerini, teknik elemanların, küçük memurları, banka, büro, sağlık ve eğitim emekçilerini kapsayan heterojen bir kitledir. Ekonomik ve toplumsal konumu onu emperyalizme, işbirlikçi-tekelci burjuvaziye ve büyük toprak sahiplerine karşı başkaldırmaya zorlar. Bu güçlere karşı savaşım, anti-emperyalist demokratik devrimde işçi sınıfıyla küçük burjuvazinin bağlaşmasının maddi temelidir. Gelişen kapitalizm bir yandan küçük burjuvazinin büyük bir bölümünü yoksullaştırır ve iflasa sürükler ve küçük bir bölümünün zenginleşerek orta burjuvazinin saflarına yükselmesine olanak verirken, bir yandan da onun bileşimini modern sanayinin gereklerine göre değiştirir. Onu ulusal ve uluslararası kapitalist pazara daha sıkı bir biçimde bağlar. Hem mülk sahibi, hem de emekçi ve sömürülen bir sınıf olması küçük burjuvazinin siyasal kararsızlığının ve kaypaklığının nesnel temelidir. Devrimci proletarya, olası kararsızlığını gidermeye çalışarak küçük burjuvazinin emperyalizme ve egemen sınıflara karşı, tüm devrimci savaşımlarını destekler ve devrimin demokratik aşamasında onunla sıkı bir bağlaşma oluşturur. Türkiye'nin yakın geçmişinin siyasal pratiğinin de gösterdiği gibi, anti-emperyalist demokratik devrimin zaferinden yana olan geniş küçük burjuva kitleleri, emperyalizme ve gericiliğe karşı savaşımda önemli bir rol oynamışlardır. Öte yandan, siyasal pratik küçük burjuvazinin emekçi ve daha yoksul kesimleriyle onun daha modern ve aydınlık kesimlerinin anti-emperyalist demokratik devrimde aktif ve yaygın bir biçimde yer alabildiklerini, hatta kendilerine ''sosyalist'' bir renk vermeye çalıştıklarını (ki devrimci proletarya demokratik küçük burjuvazinin bu eğilimi ne karşı her zaman ve sürekli bir ideolojik savaşım yürütmekle yükümlüdür) ha zengin ve daha geri üretim ilişkilerine bağlı kesimlerininse (özellikle batıda ki küçük esnaf) demokratik devrime daha uzak durduklarını, hatta siyasal gericiliğin desteği durumuna gelebildiklerini göstermektedir. Bir yandan mülk sahibi, bir yandan da emekçi bir sınıf olması yüzünden küçük burjuvazinin demokratik devrimin zaferiyle birlikte, devrimci proletarya silahlarını genel olarak burjuvaziye çevirdiğinde, emekle sermaye arasındaki çelişmenin keskinleştiği her dönemde olduğu gibi şiddetle yalpalaması kaçınılmazdır.
43- Orta burjuvazi: Bu sınıf kırsal alanlarda zengin köylülerle, kentlerde bulunan orta büyüklükteki kapitalistlerden oluşur. Orta burjuvazinin, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin yarattığı artık-değerlerden ve kamu kaynaklarının yağmasından aslan payını alan ve siyasal iktidarı kendi tekellerinde bulunduran egemen sınıflar ve emperyalistlerle önemli çelişmeleri vardır. Ancak buna karşılık bu güçlere olan yoğun ekonomik ve siyasal bağımlılığı ve işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki temel çelişmenin keskinliği yüzünden orta burjuvaziyi genellikle siyasal gericiliğinin kuyruğunda sürüklenmektir. Orta burjuvazinin bazı kesimleri daha gerici siyasal eğilimler taşısalar da, bu sınıfın egemen siyasal eğilimi liberalizmdir. O, liberalizm siyasetiyle işçi sınıfını ve diğer emekçileri bazı reformlar ve ödünlerle yatıştırarak devrim “tehlikesi”ni savuşturmayı, kapitalist düzeni pekiştirmeyi ve siyasal iktidardan ve artık-değerden daha büyük bir pay alabilmesini sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını amaçlamaktadır.
44- İşbirlikçi-tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipleri: İşbirlikçi-tekelci burjuvazi emperyalizmin sermaye dışsatımı temelinde gelişen ve burjuvazinin kendi iç farklılaşması sonucu oluşan büyük ve tekel ya da oligopol konumundaki çeşitli kapitalist gruplardan oluşmaktadır. Tekelci kapitalist işletmelerin sahipleri, yöneticileri, devletin, ordunun, polisin, gerici ve faşist siyasal partilerin yöneticileri, yüksek bürokrat ve teknokratlarla bu sınıfın ideolog ve aydınlardan meydana gelir. Varlığı ve yaşam koşullarıyla emperyalizme çok yönlü bir bağımlılık içinde olan bu sınıf egemen sınıf bloğunun yönlendirici gücüdür. Kapitalizmin genel yasaları uyarınca, kapitalist gelişmeye koşut olarak tarımın ulusal ekonomi içindeki göreli ağırlığının sanayi yararına azalmakta olması egemen sınıfın bu kesiminin büyük toprak sahipleri karşısında zaman içinde daha da güçlenmesine yol açmaktadır. Büyük toprak sahipleri sınıfı, büyük toprak mülkiyetinin, kapitalist ve yarı-feodal karakterdeki büyük tarım işletmelerinin sahiplerinden oluşmakta, egemen sınıfların kırsal alanlardaki kolunu meydana getirmektedir.
Emperyalizmin ülkemiz üzerindeki denetiminin temel dayanakları, siyasal gericiliğin ve faşizmin asıl kaynakları, işçi sınıfının diğer emekçilerin azgınca sömürülmesi ve vahşice ezilmesinin baş sorumluları, Kuzey Kürdistan'daki ilhakçı politikanın ve ulusal azınlıklar üzerindeki ulusal zulüm ve asimilasyon siyasetinin mimarları olan işbirlikçi-tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipleri, Türkiye devriminin önündeki en önemli engellerdir. Dolayısıyla, işçi sınıfı ve bağlaşıkları, onların devlet aygıtını ve ekonomi-siyasal sistemlerini tümüyle ve kesin kez yok etmeyi hedeflemektedir.
D- ANTİ-EMPERYALİST DEMOKRATİK DEVRİM, PROLETARYANIN HEGEMONYASI VE SOSYALİST DEVRİME GEÇİŞ
45- Türkiye'nin emperyalizmin boyunduruğu altında olması, ülkenin belirli kırsal alanlarında -giderek zayıflamakla birlikte- küçümsenmeyecek yaygınlıkta feodal kalıntıların bulunması, Kürt ulusu ve ulusal azınlıklar üzerinde vahşi bir ulusal baskı sisteminin yürürlükte olması, egemen sınıfların ülkeyi, halk yığınlarını demokratik hak ve özgürlüklerden uzak bırakan gerici ve faşist dikta rejimleri aracılığıyla yönetiyor olmaları vb. nedenlerle devrimci proletarya, kendi öz devrimini, yani sosyalist devrimi yapmak için öncelikle, faşist diktatörlüğü yerle bir etmek, devrimle karşı-devrim arasındaki çatışmanın baş sorunu olan politik özgürlüğü kazanmakla yükümlüdür. Bu durum ve sınıflar arasında- ki temel ilişkiler kırın ve kentin küçük burjuva emekçi yığınları ile proletarya arasında devrimci irade birliğinin varlığı öncelikle anti-emperyalist demokratik devrimin gerçekleştirilmesini koşullandırmaktadır. Ancak, ülkemizde sosyalizmin inşası için gerekli asgari maddi temelin gelişkin olduğu, sınıfsal farklılaşmanın ileri boyutlarda olduğu ve işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki temel çelişkinin keskinliği göz önüne alındığında demokratik devrimden sosyalist devrime hızlı bir geçişin olanaklı olduğu görülebilir.
46- Aynı etmenlere bağlı olarak ülkemizde devrimle karşı-devrim arasında ki çatışmaların büyük kentlerde yoğunlaşma ve yarı-proletarya ile küçük burjuvazinin işçi sınıfının peşinden gitme eğilimi, herhangi bir kapitalist ülkedeki gücü toplam nüfus içindeki oranına göre çok daha fazla olan işçi sınıfının anti-emperyalist -demokratik devrime kendi proleter damgasını vurmanın ve bu devrim- hegemonyasını kurmanın nesnel koşullarına fazlasıyla sahip olduğunu gösterir. Ancak işçi sınıfının kendi Marksist-Leninist öncüsünün yönetiminde olması, onun bu devrimde hegemonyasını kurmasının ve bu devrim, sürecinde elde ettiği mevzilere dayanarak kesintisiz olarak sosyalist devrime geçmesinin, vazgeçilmez koşuludur.
47- İşçi sınıfı anti-emperyalist demokratik devrimde küçük burjuvazi ile sağlam bir bağlaşma içinde olacak. Yığınlara üzerindeki ideolojik ve siyasal etkisine karşı kesintisiz bir savaşım yürüttüğü karşı-devrimci orta burjuvaziyi yalıtma ve devrime karşı silahla direndiği ölçüde ezme siyaseti izleyerek, işbirlikçi- tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin emperyalizme bağımlı diktatörlük aygıtı silahlı devrimle yıkacak ve yerine, programı işçi sınıfının asgari programı olan ayaklanan silahlı işçi ve emekçi yığınlarının devrimci iradelerini yansıtan işçi ve emekçi halk konseyleri iktidarı kurulacaktır. 48- Anti-emperyalist demokratik devrimin zaferinden sonra sınıf ilişkileri ve sınıfların karşılıklı konumlanışı değişir; bir bütün olarak karşı-devrimin öncü gücü burjuvaziye diktatörlük uygulayarak sosyalist devrimi gerçekleştirmek ve proletarya diktatörlüğünü kurmak biçimindeki azami programını yürürlüğe koyan devrimci proletarya, bu hedefine kırın ve kentin yarı-proleter öğeleriyle anti-kapitalist bağlaşmasına dayanarak ve eğer kazanılması olanaklı değilse küçük burjuvaziyi yalıtarak ulaşır. Demokratik devrimden sosyalist devrime kesintisiz geçişten yana olan devrimci proletarya, asgari programının tamamlanmasını beklemeksizin ve işçi sınıfının ve yarı-proletaryanın bilinç, hazırlık ve örgütlülük düzeyini tek ölçüt almak suretiyle proletarya diktatörlüğünü kurar, sosyalist devrimle birlikte azami program ile asgari program arasındaki ayrım aşılır, kalan demokratik görevleri de sosyalist devrim gerçekleştirir. Demokratik devrimle sosyalist devrim iç içe geçer. Devrimci proletarya demokratik devrimle elde ettiği mevzilere ve bir savaş örgütü olan konseyler devletine dayanarak devrimci-demokratik dönüşümleri olabildiğine radikal bir biçimde sağlar ve yığınların devrimci inisiyatifini en üst düzeye çıkarmayı gözeterek sosyalist devrime kesintisiz geçişi hızlı biçimde gerçekleştirmeyi hedefler...
49- Devrimci proletaryanın demokratik ve sosyal görevleri bir bütünsellik oluşturur devrimci proletarya demokratik görevini sosyalist perspektifle ele alır. KP - İÖ, demokratik istemler uğruna savaşımını son derece önemli, ama her zaman ve her koşul altında ancak göreli bir değer taşıyan geçici bir etkinlik, işçi sınıfının sosyalist devrime hazırlanması için öğrenim görmesi gereken bir okul olarak görür. Bu nedenlerdendir ki 0, bir yandan demokratik köylü hareketini, demokratik kadın hareketini ve Kürt ulusunun, ulusal demokratik savaşımını vb. desteklerken, bir yandan da tarım işçilerini, proleter kadınları, Kürt işçilerini vb. genel demokratik hareketten bağımsız olarak, Türkiye işçi sınıfının örgütlerin de (parti, sendika, vb.) birleştirerek ücretli emeğin sermayeye karşı mücadelesini yaygınlaştırıp derinleştirerek, komünist ve enternasyonalist bir ruhla eğitir. Proletaryanın bağımsız sınıf örgütlenmesini her koşul altında temel almak ve küçük-burjuva demokrasisi ile proleter sosyalizmi arasında kesin ve kalın bir çizgi çekmek suretiyle, işçi sınıfı hareketinin küçük burjuva demokrasisi içinde erimesini engeller.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM:
ANTİ-EMPERYALİST DEMOKRATİK DEVRİM PROGRAMI
A- POLİTİK ÖZGÜRLÜĞÜN KAZANILMASI
--------------------
Madde 18’e ilişkin: Genel Konferans'ın program ve stratejiye ilişkin karar almadığı -yani belirsiz olduğumuz- sorunlar, referandum yoluyla çözüme kavuşturulur. Bu 12. Madde'ye düşülen özel bir kayıttır. Aynı maddenin ''e'' paragrafına ilişkin olarak; zindanlardaki MK üyelerine, toplantılara çağrılı olup da, aşılmaz engeller nedeniyle toplantılara katılmayan üyeler olarak işlem yapılacaktır. Toplantılara katılmaları için kendilerine özel çağrı yapılmayacaktır. Zorunlu olarak toplantıya çağrılmayan üyeye, katılmadığı toplantıyla ilgili bilgiler verilmeden ve yeni toplantı için çağrı yapılmadan bir sonraki toplantı yapılamaz. MK yedek üyeleri, genişletilmiş MK toplantısından başka MK genel toplantısı, ya da SB veya ÖB'nin toplantılarına ilgili örgütlerin çağrısı üzerine katılabilirler.
Madde 19’a ilişkin: MK üyelerinin düşmanın eline geçmesi, görevlerinde bir boşalmadır. Bu durumda, ilgili üyenin yeri, tüzükte öngörüldüğü şekliyle doldurulur. Düşmanın eline geçen MK asıl üyelerinin -MK üyeliğini etkileyen bir durum yoksa- yerine yeni üye alındığı halde dışarıya çıktığında MK asıl görevine devam eder. Bunların yerine alınmış MK yedek üyelerinin ya da atanmış yeni üyelerinin MK asıl üyelikleri de sürer. Bu durumda MK üst sınırı sabit tutulmayacaktır.
MK kendisine atama yaptığı her durumla ilgili olarak örgüte bilgi vermek zorundadır. Düşmanın eline düşen MK üyesi, eğer MK Genişletilmiş Toplantısı'nın değişiklik içeren karar yoksa MK bölümündeki görevine devam eder. MK, kendi içindeki her önemli sorundaki düşünce ayrılığı hakkında ikinci dereceden örgütlere düzenli bilgi verir.
Madde 21’e ilişkin: Burada belirtilen merkezi örgütler, yazı kurulları gibi örgütlerdir, yoksa diğer özel görev grupları değil.
Madde 23’e ilişkin: Burada söz konusu yapılan ara örgütler sınıf esası ve bölge temelinde oluşturulabilecek örgütlerdir. MK ile İl Komiteleri arasında oluşturulabilecek ara örgütler bölge komiteleridir. Bölge komitelerin oluştuğu yerlerde, il komiteleri bölge komitelerine karşı sorumludurlar ve bu durumda danışma ve tartışma toplantılarının düzenlenmesi, KHK'nın kurulması yetkisi il komitesinin değil, bölge komitesinindir.
İl komitesi ile hücreler arasında mücadelesinin ihtiyaçlarına göre, fabrika komiteleri, özel görev örgütleri, ilçe komiteleri vb. oluşturulabilecek örgütlerdir. Ama bunların oluşturulmasında da üretim ve bölge esası geçerli kuraldır. Bir örgüt olarak KP - İÖ'nün yakın çevresinde KP - İÖ çalışma gruplan kurulabilir. KP - İÖ çalışma gruplan, bileşim bakımından, sempatizanlardan, üyelerden ve üye adaylarından oluşur.
KP - İÖ çalışma gruplarında yer alan sempatizanlara ya da bu düzeyde görevli sempatizanlara, MK'nın özel kararıyla gerektiğinde örgüt içi yazılar verilir.
Madde 24’e ilişkin: Söz konusu danışma ve tartışma toplantılarının düzenlemesinde, yerel çalışmanın sorunlarını kapsayanlarda, il komitelerinin MK’dan onay alma zorunluluğu yoktur. Ama örgütün bütününü ilgilendiren sorunlarda yapılacak olanlarda il komitelerinin, MK'nın onayını almış olması şarttır. Örgütün uyumlu gelişimi, yönetimi ve denetimi bakımından bu gereklidir.
Madde 28’e ilişkin: KP - İÖ hücre oluşturmaya koşulların elvermediği yerlerde KP - İÖ grubu 2 (iki) kişiden de oluşur. KP - İÖ gruplarının görevleri hücrelerinin görevleriyle aynıdır.
Madde 29’a ilişkin: Üye ve üye adayların polis ve zindanlardaki tutumlarına göre ve dışarıdaki görev ve sorumluluk düzeyleri dikkate alınarak, sorumluluk üstlenirler. Zindanlardaki komite, yönetici görevliler, hücre ya da KP - İÖ grubu gibi örgütlenmelere gidilir. Bunlar tüzüksel hükümlerdeki yetkileri kullanırlar. Ek olarak bunlar, hareketle bağ kuramamış hapishanelerde örgütlenmeye de yardımcı olabilirler.
IV- Bölüme ilişkin: Rapor sistemi belirlenmiş periyotlarla uygulanır.
Madde 34’e ilişkin: Pratikte düzeldiğini kanıtlayanlar, il komitesinin kararı ile KP - İÖ üyeliğine yeniden kabul edilirler.