|
NATO ve Kürt Sorunu
Geçtiğimiz günlerde önce Genelkurmay Başkanı Başbuğ, ardından da Başbakan Erdoğan NATO’nun PKK’ye karşı mücadelede ‘aktif’ olması gerektiği yönünde açıklamalar yaptılar. Daha sonra Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’den, Başbakan Erdoğan’ın G20 Zirvesi için gittiği Toronto’da ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmede “NATO’nun Afganistan’da Taliban’a karşı yürüttüğü mücadeleye benzeyen bir mücadelenin PKK’ye karşı yürütülmesi” ile ilgili talebi ilettiğini öğrendik. Bu talep, NATO’nun “üye bir ülkeye yöneltilen silahlı saldırının bütün pakta yapılmış sayılacağı” vurgusunun yapıldığı 5. maddesine dayandırılıyor. Yalnız bu 5. madde saldırının sınırları olarak “Kuzey Amerika ve Avrupa”yı gösterdiği için Başbakan Erdoğan Afganistan’daki Taliban örneğini veriyor. Başbuğ da zaten bu yüzden “NATO’nun sadece coğrafi alanın sınırları içersinde hareket etmekle yetinmeyip, üye ülkelerinin kolektif güvenlik çıkarlarının tehdit altında olduğu bölgelerde de aktif olması gerektiği”ni söylüyor. Bu ülkeyi yönetenler on yıllardır Kürt sorununun “dış güçlerin kışkırttığı bir terör sorunu” olduğunu söyleye geldiler. Başbakan Erdoğan da, PKK’nin İskenderun’da gerçekleştirdiği eylemden sonra “PKK’nin dış güçlerin taşeronu” olduğu yönünde açıklamalar yapmıştı. Şimdi Başbakan ve Genelkurmay Başkanı söz birliği içerisinde bu “dış güçlerin kışkırttığı terör sorunu”nun çözümünü yine ‘dış güçler’den; NATO’dan istemektedirler. Elbette bugün NATO’nun bu sürece doğrudan müdahil olması çok kolay değildir. Ötesinde mesela ne İngiltere IRA ve İrlanda sorunu konusunda, ne de İspanya Bask Bölgesi ve ETA meselesinde böyle bir talep ve girişimde bulunmamışlardır. Bunları da bir kenara bırakıp bu talebin olumlu karşılandığını düşünelim. Ondan sonra ne olacak? Her defasında Irak sınırından sızdığı söylenen PKK’lilere karşı Çukurca’da, Şemdinli’de, Dersim’de, Pervari’de, Şırnak’ta yapılacak operasyonlarda NATO askeri mi kullanılacak? Ya da Kürt halkının ulusal demokratik istemli gösterilerine NATO mu müdahale edecektir? TMK mağduru çocukların, 14 Nisan 2009’dan bu yana yapılan operasyonlarda tutuklanan 1500’ü aşkın Kürt siyasetçinin durumunun ne olacağına NATO mu karar verecektir? Belki Erdoğan’ın Obama’ya ilettiği talep her ne kadar NATO üzerinden yapılmış olsa da, bu talebin esas olarak ABD’nin soruna daha aktif müdahale etmesi yönünde olduğu söylenecektir. Doğrudur, ama bu durumda da anlayış bakımından özde bir değişiklik bulunmamaktadır. Yine Kürt sorunu, sınırın ötesindeki PKK’liler sorununa indirgenmekte ve çözüm ABD’den; dış güçlerden talep edilmektedir. ABD’nin, dün olduğu gibi bugün de bu talebi Bölgesel politikaları, ihtiyaçları temelinde ve Türkiye egemenlerini bu politikalara daha ilerden bağlama yönünde değerlendireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın! Öcalan, 2 Temmuz tarihli görüşme notlarında Başbakan Erdoğan’a sorunun barışçıl demokratik yollarla çözümü yönünde yeniden çağrı yapıyor. Sorunun çözümü için atılması gereken adımları seçim barajının düşürülmesi, TMK’nın kaldırılması, çocukların salıverilmesi, tutuklularının serbest bırakılması ve demokratik anayasa hazırlanması biçiminde sıralayan Öcalan, çatışmalı sürecin sona erdirilmesi yönünde adım atılması halinde üzerine düşenleri yapmaya hazır olduğunu söylüyor. Bu ülkenin “bölücüleri”, “bölücübaşları” sorunun çatışmasız bir ortamda ve ülke içinde demokratik bir temelde çözümü için çağrılar yapıyorlar. Ülkenin birliği ve bütünlüğünü düşünmekten uyuyamadığını söyleyen “vatanseveleri”, “milliyetçileri” ABD ve Irak da yetmez, sorunu gelsin NATO çözsün, diyorlar! Peki, bunlar olurken memleketin “sosyal demokrat” ana muhalefet partisi lideri ne yapıyor? Başbakana siperde nasıl durulacağını öğretmek için cepheye koşuyor; boyunu aşan siperlerin arkasında ‘en kahraman Şaban’ havasında pozlar veriyor! Bu ülkede yaşayan Türk ve Kürt halkları ve her milliyetten emekçiler, sorunun çözümünün egemen güç odaklarına bırakılmasının daha fazla ölüm ve yeni felaketleri çağırmak anlamına geldiğini yaşayarak görmektedir. Öyleyse yapılması gereken, barış, kardeşlik ve eşit haklar temelinde insanca yaşam için her alanda mücadele birlikteliğini örmek, sesleri ve güçleri birleştirmektir. ÇETİN DİYAR- Evrensel Gazetesi
|